22 Kasım 2010 Pazartesi

PİYANO İÇİN DERSLER




Yan yana dizilmiş harflere öfkeyle bakıyorum. örümcek ağlarına bakışım sonra. bütün örümcek isimlerini ezberleme isteği duyuyorum.ara sıra evin kapısı açılıyor ve kapanıyor.sanki gövdesiz varlıklarla doluyor odam.kimsenin girdiğini görmesem de kapının açılıp kapanması rüzgardan değil sadece.harfler simsiyah notalar gibi dizilmişler.ben dokundukça ses verecekler.kanıma karışmış hepsi.bazen gürültüyle bazen kış gibi sessiz akıyorlar.birazdan bu kağıda kaderimi yazacağım.kaderimi belalardan uzak tutmak için yazmakta acele etmiyorum.ne yazarsam o olacak çünkü.ve ben günden güne tuşlardan yükselen seslerin şeklini alıyorum.kar tutmuş bir cam gibiyim:kırgın ve siyah.ilk sesle sonuncusu arasında uzaklık yok.ne hayatı ne ölümü anlatıyorum.öfkeyle baktığım harfler ve kendime ettiğim küfürlerin arasından bela makamına dilekçeler yazıyorum. benim ölümüm harflerden yapılıyor her gece. İnsanlara değil de, insanların isimlerine bakıyorum.bunların bendeki bazı parçalara karşılık geldiklerini anlayabiliyorum.ben rüzgarda sallanan ağaçlar gördüğümde evvela “rüzgarda sallanan ağaçlar” cümlesini görüyorum.

Aklıma Sevim Burak geliyor. Yanık Saraylar’daki bütün hikayeler ters bir varoluşun yer altı sularıyla dolu.o karanlıklarda Sevim Burak ve ben birbirimizi anlıyoruz.kendisiyle durmaksızın dans eden kim var ikimizden başka. Sevim Burak öleli 21 yıl olmuş. ve ben ona ilanı aşk ediyorum.karanlığın dibinde onun karanlığıyla karşılaşınca acılarım hafifliyor.beraber Kafka’nın mezarına çiçekler koyuyoruz.

“SİZ, Baron Bahar, Hayatın dehşetini hiç düşünmüyorsunuz: HER ŞEYİNİZ VAR
OTOMOBİLİNİZ YATINIZ 7 CÜCELİ EVİNİZ BONOLARINIZ ÇOCUKLARINIZ
BENSE, ÖLÜMDEN KORKMAYACAK KADAR YALNIZIM.”

Van’da iken Sevim Burak’la tanışmıştım.hatta onun bir fotoğrafını duvarıma asmıştım.fotoğrafta yırtıcı bakışları ve manalı yüzüyle Sevim Burak elleri alnına dayamış bize bakıyordu.ama fotoğrafın üstünde “Sevim ve babası” yazıyordu.fotoğrafta başka biri olmadığı halde bu yazı Kemal’le beni korkutmuştu ve sabaha kadar bunun üzerine konuşmuştuk.hatta ben Sevim Burak’la ilgili bir kitap hazırlayan nilüfer güngörmüşü defalarca aramıştım; hem sevim Burak hem de o fotoğrafla ilgili.ulaşamamıştım.sonra star 2000de Sevim Burak dosyasının olduğu Picus dergisinin sadece Sevim Burak’la ilgili sayfalarını Kemal’le yırtıp çalmıştık.Büyük Kuş öyküsü şu cümle kırıklarıyla başlar:

”SENİ GÖRÜYORUM SENSİN DURUŞUNDAN DA BELLİ BULUT İÇİNDESİN HAFİF BİR ALEVE BÜRÜNMÜŞSÜN”

Siz zannediyor musunuz ki onun yalnızlığı size dokunmayacak? size farklı cümlelerle dokunacak o yalnızlık.siz yalnızlığın ve hayatın bomboş oluşunun dehşeti karşısında onun edebiyatını dilsiz kalışlarınızda hatırlayacaksınız.tabiri sessizlik olan düşler gibi.insanların ruhlardan değil de kemiklerden yapıldığını bilmenin negatif edebiyatı kapınızı çaldığında, şehirleriniz karanlık bir yağmurun altında sizi korkuttuğunda…

“Açıkgözler için hiçbir şey yazmayacağım. dünyalarını kaybetmişler için, kendim için yazacağım-erken bunamışlara-hayalperestlere-çok acıklılara-bu dünyadan gitmek için hazırlık yapanlara yazacağım. yalnız aklını kaybetmişlerle bu dünyayı paylaşacağım.aşktan aklını oynatanlara-şizofrenlere-aşırı romantiklere-ve aşırı sadistlere.”SEVİM BURAK

“Aslında kendi kendimi büyülediğimi sanmaktayım.”SEVİM BURAK


1-SİYAH CHEVROLETNİN DAYANILMAZ YALNIZLIĞI.
2-SANATORYUM
3-ÖLDÜKTEN SONRA YAYIMLANAN BİR KİTABIN ADI GİBİ
4-EĞRİ BAKMAK
5-SÖZCÜKLERDEN SONRA
6-İKİMİZE
7-BİRAZ DAHA YAVAŞ
8-SONSUZLUK + 1
9-AĞAÇLAR
10-MERDİVENLER
11-BRONZ BİR KÜTLE
12-“OYSA BEN KENDİMLE YALNIZIM”
13-PEYNİRLER İÇİN BİR KAÇ HATIRLATMA
14-HİÇ OLMAYAN SEVGİLİ

BAHAR 2004.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder