15 Haziran 2011 Çarşamba

SOĞUK ÇAY SESİ



   Her şey bitti. Her şey bitti demek için de çok geç. Çünkü “her şey bitti” bitti. Ateş değil rüzgâr tutuşturacak senin paçalarını. Çay soğuyunca parmaklarımdan başlayarak varlığımın hükümsüzleşmesi: yazı(k) oluyor. Aklımın denetiminde bir deliliğe varım. Burada, rüzgâr geçmişten ya da gelecekten esiyor, ben saplanıp kalmışken beklemeye benzer bir zamana. Fuhuş edebiyatına ya da günah dualarına kiraladığım sessizliklerimden başlayarak her cümle bir yıkımdan doğuyor. Burada.

   Ama çok şıksınız kekeme kalbimin aksak ritmine uydurduğum renklerinizle. Yarım cümlelerimin de yarısını kendime kurduğumdan olsa gerek uzaklaşan kadınsılığınıza dalmışım. Bu dağınık çocuklar yüklenip tüm sesleri güneş mana
kazansın diye baharın ortasında hikâyeme fon oluyorlar perçemlerini rüzgâra kaptırmış sarı saçlı şarkılara yükselip.

   Gece her şeyi eşitler. Bir alttaki karanlığın geveze balıklarını dinliyorum. Karanlığın sınırlarını hissediyorum. Ben karanlığa karanlık yaratıyorum Allahtan etkilenip. Çayın köpürmeye başlaması, geceyi teftişe çıkan bekçi, bekçinin yolunu karartan el feneri, ağıt yakar gibi duran ağaçlar, her kilometrede 1 yıl
geriye giden minibüs, yol levhalarında yıllar, köpek gibi uykular.

   Yarın sabah yüzüme şarap çarparak beni uyandıran şeytandan alacağım müjdeyi korkuyla bekliyorum. Makyajı fazla kaçmış bu kulluk hatası kasıklarımı yedeğine aldığında sisten damlayan sabah beni avutacak. İçime kapanıp damarlarımı sıkan tel örgüleri seyre dalacağım.

   Bilseniz bu yüce mutsuzluk neredeyse mutluluk sayılır. Tersinden kalkan bir adam bu kez her şeyi doğru anlar.

   Şarabı öldüren köpek… Var mısın? Ben hep günaha da sevaba da aynı mesafede bir odada uzak…

   Ben, Nikolay Vasilyeviç GOGOL ve terli kahkaham…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder