21 Nisan 2012 Cumartesi

kır evinin verandasında bir rüzgargülüne rastladım




“ Her şey değişirken
yalnız biz aynı kaldık
küçücük üç beş kişi
geçmişle oyalandık
yollar bitmez gibiyken
düşlere ulaşılmaz
konuşmadan kaybetmeden
yaşanmadan anlanmaz
uzak, her şey çok uzak
tek sesin yakın bana
yok her şey bitmemiş
seni bana hatırlatan
taksinin camından
vuran rüzgârla ayıldık
yorgun, uykusuz
anıları aradık
Yoruyorsa artık seni
eskinin eğlencesi
değişen sen misin
sen misin?


 Yorgun görünüyorsun biraz uzan istersen
 sever gibi yapma artık daha henüz vakit varken
bir kaç yaralı ruh, birkaç bira şişesi
elimizde bunlar var mutlu olmaya yetmez ki

 yalanlarımız güzel, inanması zevkli
BİR ŞEY SEVMEYE DEĞERSE ÖLMEYE DE DEĞER Mİ?
birkaç uyku hapı birkaç kıskançlık krizi
elimizde bunlar var mutlu olmaya yetmez ki

çalışmış kaybetmiş koşmuş yorulmuştuk
birbirimize içmeden dokunamaz olmuştuk
birkaç kalp ağrısı birkaç imdat çağrısı
elimizde bunlar var mutlu olmaya yetmez ki

bazı yalanlar güzel
bazı gerçekler acıymış
bazı ölümler uzun
bütün hayatlar kısaymış


Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında
ya da boş bir yüzme havuzu sonbaharda
çok mu ayıp hala mutluluk istemek?
neyse zaten hiç halim yok

Kır evinin verandasında
bir rüzgar gülüne rastladım
insanmışcasına
konuşmaya başladım

dedim benim kadar yalnızsan
tek gecelik bir aşksan
omuzlarına abanan
bir anıdan kaçıyorsan

dibe vurduysan
ya da hala düşüyorsan

bir yaz günü
hiç bu kadar üşüdün mü
rüzgar gülü
hiç ölümü düşündün mü

hayalimdeki adsız kadın
sanki ağzımda tadın
eminim ki sen de
hep kendini aradın

evimin yolu beni unutmuş
otellerin soğukluğunda
tüm bu garip duygular
bir tür iç kanama


Artık çok üzmüyor beni
hiç bir sey hissetmiyorum hatta
bir kaç anı sadece onlar da
silinir nasılsa zamanla
bırakmıştım uzun zamandır
ama ihtiyacım var şu anda
bazen bir içki şişesi
yaşam destek ünitesi
bu kez gerçekten giderken
gerçekten terk ederken
sana kapıyı çekerken
uzun uzun bakıyorum son kez
soluk soluğa


Daha gerçek yalanların doğrularından
o yüzden boğuluyoruz bir bardak suda fırtınadan
zaman beni ben zamanı öldürüyorken
tuttum nefesimi atmaya seni beynimden
ama o zaman da kalbim boşa dönüyor
hep sana atan bir yürek nasıl inansın
bunca tesadüfler nasıl açıklansın

bana bunca zaman sonra bunu hissettiren,
öylesine bir rüzgar olamaz kalbime esen
DÜNLE BUGÜN ARASI SANKİ DAHA UZUN HAYATIMDAN
hiç kimseye mektup yok
ölmüş insanlar insansızlıktan


Suç yok suçlu yok
hayat böyle anladım.
aşk yok artık yok
ama zamanla alıştım

Senle ben hep böyle kalacağız
git gide eriyip yok olacağız
yavaş yavaş

sorma neden niçin,
her şey yalnızlıktan
bak
güzel bir gün ölmek için

düş yok gerçek yok
bak sonunda anladım
yaz yok kış yok
artık zamanı karıştırdım

Tüm kaybolanlar kaybolmuşlara  rastlarsa
zamanın birinde
tek bir damla gözyaşım göle düşerse
ellerimden kayıp gidince
bir uyansam uyansam uykumdan

bir damla gözyaşı var elimde bir damla ellerimde

sonunda görürüz belki
sen de ben de
uçsuz bucaksısız
bu yalnız şehirde



Sıkı bir yağmur yağsa şimdi
beni de oluklardan akıtsa
sonra denize karışsam
eğer o beni çağırırsa                  


Hiç var olmamış bir dünyayı gerçekmiş sanıp

Yürürüm ipte ağım yokken hem de kopkoyu içim
İnan çok çalıştım bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için

Dün insanlara baktım
kendi kirli camımdan
terk edilmişlerdi çoktan
yaradan tarafından


Sardunyaları seyrettim bir çölden gelip
Geceler boyu ağladım şairleri sevip 

Güneşteyim eriyor balmumum
sapır sapır dökük kanatlarım
aksın bacaklarından oluk oluk 
milyonlarca doğmayacak çocuklarım
Son defaymış gibi 
Kaybederken kendimi
En ucuz şaraplarda
Sırılsıklam vücudunda 

bir yanım anlamsız ve tutarsız bir telaşta
bir yanım küllenmiş zoraki sevdada

bir bulut saklıyor sanki akacak yaşları uykusuz gözlerimden
bir vapur kalkışıNbir başka zoraki firar verdiğim sözlerimden 

Bana hatırlat
Nasıl bir şeydi 
Bir şeye inanmak
Tutkuya tutunmak
İNSANLAR 
DÜNYA DÜŞMÜŞ ÜSTLERİNE
KIPIRDAYAMIYORLAR
İNSANLAR DENEMİYORLAR BİLE

Kapıları kaparım, ardıma bakarım
Hayatım böyledir bir yol ararım
Yanarım bir sigara gibi küllerim dağılır
Sönerim çünkü ateşim izmarite dayanır
N’Apim tabiatım böyle

Boşver beni 
Mühim değilim 
Bu onun hikayesi 
Çok beyazdı,kir tutardı 
Ömrü kelebek kadardı 
Mektupları şişedeyken 
Birde bakmış deniz yokmuş 
Tek başına dans ederken 
Mutsuzluktan sarhoşmuş 
Daha onyedi 
Onyedi 
Onyedi 
Onyediymiş 
Oyundan kalkmak isterken 
Kağıtlar dağıtılmış 
Bu hava boşluğunda 
Artık herşey satılıkmış 
Trafikte akmayan 
Hep onun şeridiyken 
Söylediği son şarkı 
"elveda zalim dünya"ymış 
Daha onyedi 
Onyedi 
Onyedi 
Onyediymiş 

Saçların mı ıslak yoksa ıslak mı yaşamak dedim
Senin için rüzgarda hep yağmur mu var
Gözlerin mi daldı yoksa sıkıldın mı sorulardan
Hiç gezmez mi gözlerinden bu sonbahar? 


Beni alnımdan vurdular
Pembe karanfilli kız
her gece vuruyorlar
pembe karanfilli kız

kurşun karanlıktaki sesiyle 
aralıyor geceyi
herşeyim orada kalıyor
herşeyim, orada 
sabah
uzun bir yelken direğinin
ucunda sallanıyor saatlerin, 
ateşin ve suyun sesi susuyor 

Beni alnımdan vurdular
pembe karanfilli kız
her gece vuruyorlar
pembe karanfilli kız

kurşun kemikteki sesiyle aralıyor 
geceyi
SANA YAZDIĞIM ŞARKILAR TAKILIYOR AŞILI DUT DALLARINA
özgürlük bir ağızdan aralıyor geceyi
ellerini duyuyorum kapalı gözlerimi 
ısıtan
HER ŞEYİM,
ELLERİNE KALIYOR

Şişeleri açarım alkole koşarım
Bu bomboş dünyada bir mana ararım
Yanarım bir sigara gibi küllerim dağılır
Sönerim çünkü ateşim izmarite dayanır
N’Apim tabiatım böyle

yavaşlıyor ama duramıyor dünya,
zaman kimseden değilken yana
gitmiş herkes evlerine bomboş
BOŞVER Mİ DİYORSUN KANASIN.
batmadık ama su alıyoruz
hissetmeden basıp toprağa,
tuz basmadan yaralarıma
boşver mi diyorsun kanasın.
alt üst olmuş coğrafyadan
cebinde bozuk paralarınla;
kendi mezarına selam durup
boşver mi diyorsun kanasın. 

Sordum niye sattın diye yoksulluğunu? 
Dedi, elimdeki sadece oydu 
Niye sattın vücudunu? 
Daha mı kötü dedi, satmaktan ruhumu? 

Tek başıma bu vücutla fırlatıldım bu dünyaya 
Aşk da basit pişmanlık da, hayat hoyrat bu zamanda 
Şahin kuşa, kuzgun leşe, ben değil bu dünya fahişe 

Yaşamak alışmaktır
İşportada satılan kadın geceliklerine
Alışmak manavlara
Alışmak doçentlik tezlerine

Hep bu yeşilleri giy
Bu moru tak saçlarını topla da

Bunu sen de bilirsin
Alışmak yaşamaktır bakıp bakıp kendine
Yaşamak bir gün uyanmaktır
Birgün birdenbire yalnız kalmaktır
YAŞAMAK ALIŞMALARDAN SONRA
ALIŞTIĞIN HER ŞEYLE SAVAŞMAKTIR 

Karanlıktan ıslanan çiçekleri 
Koyacaklar eski bir kitabın arasına 
Her çiçek toplayışta seni anacaklar 
Gözüpek bir çocuk gibi 
Çıktın diye güzlerin karşısına 

Bir çiçek yılı sonra  
Bir saksıda bekleşen sardunyaya  
Karışacak su mavisi gözlerin  

Bir çiçek yılı sonra  
Kim bilir hangi rüzgarda  
Bin umut yılı sonra  
Kim bilir hangi sularda  

Bir çiçek yılı sonra  
Kim bilir hangi denizde 
Bin umut yılı sonra  
Kim bilir hangi göktesin 

Yağmalanmış kentleri sen bilirsin 
Anıt dikerler ölülerin anısına  
Seni toprağında unutacaklar  
Seni kitaplarda anacaklar 

Yazdan kalma bir günden
Ya da Çölde Çay filminden
Bir sahne var aklımda
Oyuncular sanki biziz
Mutsuzuz ikimiziz
Kimi aşklar hiç bitmezmiş
Bizimkisi bitenlerden
Sevmeye yeteneksiziz


İki yabancı iki yabancı
Birlikte ama yalnız
İki yabancıyız


Hani o güneşin batışı
Bizi tanrıya inandırışı
Şu an o akşam aklımda
Ama çok zaman önceydi
Yaralarımız ağır değildi
Yine de bağışladım ben hep seni
Hem seni hem de kendimi
O kadar yoktun ki

Yazdan kalma birgünden
Ya da Çölde Çay filminden
Benim de sahneler aklımda
Seninkilerden farklı ama
Artık kendini kandırma
Yoktur üstüne senin 

Güzeli çirkin yapmakta
Suçuysa dünyaya atmakta
Neyin bildin ki değerini
Benimkini bileceksin
Bunu da tabi mahvedeceksin










Teoman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder