23 Nisan 2012 Pazartesi

sensiz



     Annemle karanlık geceler ba’zı çıkardık;
Boşlukta denizler gibi yokluk ve karanlık
Sessiz uzatır tâ ebediyetlere kollar…
Gûyâ o zaman, bildiğimiz yerdeki yollar
Birden silinir, korkulu bir hisle adımlar,
Tenhâ gecenin vehm-i muhâlât[1]ını dinler…
Yüksekte semâ haşr-i kevâkib[2]le dağılmış,
Yoktur o sükûtunda ne rü’yâ,ne nevâziş[3];
Bir sâ’ir[4]-i mechûl-i leyâlî gibi rüzgâr,
Hep sisli temâsiyle yanan hislere çarpar.

Göklerde ararken o kadın çehreni, ey mah!
Bilsen o çocuk, bilsen o mahlûk-ı ziyâ-hâh[5],
Zulmette neler hissederek korku duyardı:
Gûyâ ki hafî[6] bir nefesin nefha-i serdi[7],
Rûhanda bu ferdâ[8]-yi siyeh-rengi fısıldar,
Sâkin geceler şefkat olan encüm-i bîdâr[9],
Titrer o karanlıkların evc-î kederinde[10],
Hüsrân ü tehâssür[11] gibi mâtem nazarında;
Gûyâ ki o dargın geceler rûhu boğardı:
Her şey bizi bir korkulu rüýâyla sarardı: 
Zulmet ki müebbed, mütehâcim[12], mütemâdi[13]:
Eşkâle verir ayrı birer şekl-î münâdi[14],
Dallar kuru eller gibi mebhût[15] ü duâkâr,
Zânû-zede[16] dullar gibi hep tûde-i eşcâr[17]
Çılgın dolaşan bâd-ı leyâlî[18] ki serâîr[19],
Pîş ü pey-i seyrinde koşar muzlim ü dâir[20]
En sonda nigâh[21]-î ebediyet gibi titrer,
Tâ ufka asılmış sarı bir lem’a-i muğber[22]
Bir kafile-î rûh-ı kevâkib[23] gibi mâhmur[24],
Zulmette çizer Dicle uzun bir reh-i pür-nur[25]
Ondan yalnız rûha gelir bir gam-ı mûnis[26];
Yalnız o, karanlıklara rağmen yine pür-his,
Yalnız… Bu kamersiz gecenin zîr-i perinde[27],
Bir feyz-i ziyâ haşrederek âb-ı zer[28]inde,

Bir kafile-î rûh-ı kevâkib gibi mâhmur,
Zulmette çizer Dicle uzun bir reh-i pür-nur
Dinlerdik uzun şi’rini ben lâl, o hayâlî,
Lâkin ne kadar hüzn ile tev’em[29]di meâli[30],
Gûyâ, o zaman, nûrunu ey mâh-ı mükedder
Eylerdi semâ lü’lü[31]’-i hüzniyle telâfî[32]:
Yıldızları göklerden alıp bir yed-i mahfî[33],
Bir bir o donuk gözlerin a’mâk[34]ına îsâr[35]
Eylerdi ve zulmette koşarken yine rüzgâr,
Rûhumda benim korku, ölüm, leyle-i târîk[36],
Çeşminde onun aks-i kevâkible dönerdik.

Ahmet HAŞİM
(Piyale, 1926)

Vezin: Mef’ûlü / mefâilü / mefâilü / feûlün 


[1] Aslı olmayan şüpheler.
[2] Birikmiş yıldızlar.
[3] Okşama, okşayış.
[4] Yürüyen.
[5] Işıldayan yaratık.
[6] Gizli.
[7] Bir nefesin soğuk kokusu.
[8] Yarın.
[9] Uyanık yıldızlar, uykusuz yıldızlar.
[10] Kederlerin en yüksek noktası.
[11] Duygular, düşünceler, hasretler.
[12] Birbirine hüum eden, saldıran.
[13] Devamlı, kesiksiz, sürekli, daima.
[14] Nidâ eden, seslenen, çağıran. Müezzin.
[15] Hayretle, şaşkın, mütehayyir. Sersem.
[16] Diz çökmüş.
[17] Yığın yığın ağaçlar.
[18] Gece rüzgârı, yeli.
[19] Gizli şeyler, sırlar.
[20] Daire, dönen.
[21] Bakmak, nazar etmek. Bakış.
[22] Tozlanmış, gücenmiş güneş ve yıldız gibi parlamak. Öfkelenmek.
[23] Yıldızlar.
[24] Sarhoşluğun verdiği sersemlik. Uykulu, baygın göz.
[25] Nurlu yol.
[26] Alışılmış, ehlileşmiş, cana yakın, sevimli, ünsiyyet edilmiş keder.
[27] Kanadı altında.
[28] Sarı renkli su.
[29] Birbirine benzer.
[30] Manası.
[31] İnci, parlak, ışıklı, kıymetli.
[32] Tamamlar, karşılar.
[33] Gizli el.
[34] Derinlikler, göz pınarları.
[35] Dökme, serpme, saçma. Kötülemek. Kasırga. Paha biçme.
[36] Yol. Gece yolu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder