21 Kasım 2017 Salı

SABAHA KADAR YAZMAK İSTEMENİN VE GÜNEŞ DOĞARKEN SON NOKTAYI KOYUP ÖLMEK İSTEMENİN FOTOĞRAFI

Üsküdar’ın sözünde durmayan bir dost olduğunu bilmenin ama yine de oraya gitmeye aldanmanın fotoğrafı

Orada bacalar sigara dumanları sisler yağmurun ıslattığı masalar merdivenler ve minareler arasında bocalarken bana vaat ettiği neydi bir türlü bulamadım’ın fotoğrafı

Okuyan yazan herkesin içinde kurtarılmayı bekleyen bir hayat vardır. Her kelime onu ifşa eder okumasını bilene. Ama zamanla kurtarılmayı bekleyen hayat fikri hayatının ta kendisi haline gelir. Aslında yoktur öyle bir hayat ama böyle zannetmenin umudu içinde yaşarsın yazarsın ölürsün. Bütün hadise budur. Bu fotoğrafın efekti bu fotoğrafı olduğundan daha güzel gösteriyorsa yazı da şiir de hayatının efekti olmuştur ve olduğundan güzel kesin keskin gösterir.

Sabaha kadar yazmak istemek başka türlü sarhoş olamamanın tesellisidir. Ah o teselliler, o kahrolası teselliler! İnsan çoğu kez yavan tesellilerden de bıkar ve artık teselli edilmek de istemez. Madem derdin var öl ulan! der. Teselli alçaklıktır, tavizdir, hayatla barıştır. Her defasında seni törpüler ve barbarlığının doğal güzelliğini alıp götürür. Ama ölecek kadar cesur değilsindir ve artık ihtiyar biri gibi mır mır mırıldanırsın: bunda da hayır vardır be, bekle bakalım be, olur gider be…

Bu değil ki istediğin. Buna razı olmayı sineye çekiyorsan mesele yok. Mesele ne mi? Mesele şu: yürürsün, burayı görürsün, koltuğunun altında kitap dergi vs vardır. ŞEHRİN kokusu vardır, sesler vardır, senden başka her şey vardır bu fotoğrafta. Sen gözlerden ibaret bakarsın. Fotoğraf güzeldir ama daha derinden baktığında sana şunu söyler: Sen yoksun ve bu manzara senin yokluğunun ispatıdır. Cansız, tarihi, kitabi, soyut, estetik, biraz şiir, biraz hikaye. Olmayan her şey.

Halbuki yaşayan biri için yanından geçip gittiği bir dekordan fazlası değildir bu fotoğraf. Belki resmini çeker ve onlarca hayat artığı arasında birkaç saniye burada eğleşir hayatla taşan gözleri. Oradan geçmiştir, orada kalmaz.

Ama sen baktığında pamuk ipliğine bağlı kulenin sarsıldığını, yıkılmaya başladığını hissedersin: Benim yokluğumla, sayfalar, fotoğraflar dolusu yokluğumla dolu bir fotoğraf. Ben bunun hakkını veririm, ben yokluğumu bu fotoğrafa bakışımla bakışımla ispatlarım dersin. Kesinlikle sigara vardır buralarda bir yerlerde.

Nezaketin sana tiksinti vermeye başlar, güler yüzün dünyadan yediğin kazıkların üstünü örtmekten fazlası değildir, sesinin çoğunu kendine saklarsın, münasebetlerin seni sahtekar olmaya iter, ruhunun satışından eline bir şey geçmez, istediğin hiçbir şey olmamıştır ve bundan karanlık hazlar duymaya başlarsın, allah’la yüksek sesle konuşmaların başladığı yer burasıdır, en azından güzel bir fotoğrafla yokluğumu doğrultuyorum dersin, yaşamadığın bütün hayatı kendine gömdükçe ağırlaşırsın, en azından gözlerin ve parmakların vardır, buna sevinir bununla avunursun.

Ve senin cesedine güzel akbabalar konar. Cesedin senden daha güzeldir.

2 yorum: