27 Mayıs 2018 Pazar

frost




"Bu odayı bir deli gömleği gibi geçirdim üstüme,..."
" Ressam,sinir sistemime binmiş olağanüstü bir yük gibi yürüyordu ardımda: sanki arkamda,benden habersiz birtakım sonuçlara varıyordu sürekli."
  İlk romanı ama ilk roman gibi degil,yine taş gibi.taş.evet. 
Ve dışarıyı tasvirler burada daha bariz,çok güzel. Sonradan iyice kendine,yazara,hapsetti okuru.

25 Mayıs 2018 Cuma

yoruldum yaşamaktan yurdumda




Yoruldum yaşamaktan yurdumda,
İçimde engin kırlara açılma özlemi,
Bırakıp gideceğim kulübemi,
Çekip gideceğim hırsız ve hayta.

Kendime bir barınak arayarak
Gideceğim günün ak pürçeklerinde.
Ve en iyi dostum beni vurmak için
Bileyecek bıçağını çizmesinde.

Çayırlık boyunca kıvrılan sarı yol
İlkbahara ve güneşe bürünmüşken,
Adını kalbimde taşıdığım
Kovacak beni eşikten.

Yeniden döneceğim baba ocağına,
Yadırgı bir sevinçle avunacağım,
Ve yeşil bir akşam, altında pencerenin
Koluyla mintanımın kendimi asacağım.

Çit kıyısındaki akça söğütler
Başlarını daha bir sevecen eğecekler.
Ve öylece, yıkamadan beni
Köpek uluması altında gömecekler.

Ve ay yüzerek durmamacasına,
Göllere küreklerini indirerek,
Ve sürdürecek yaşamasını Rusya
Avlularda ağlayarak ve hora teperek.


Sergey YESENİN

Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU

22 Mayıs 2018 Salı

ahlat ağacı






eşin dostun yaşıyor bak bahçelerde
sen çıplak bir doruğun üzerindesin
tam rüzgârın engini sardığı yerde

yekpare bir mavilik üstünden akar
altında köklerini sıkan toprak var
dertleşir durursun gölgenle

bazan öyle yakın geçer ki kayan yıldızlar
halini soruverecekler sanırsın
dağılır üstündeki yeşil sükût
ümitle kımıldanırsın

bakma sana bir ad verdiklerine
yerle gök arasında bir karaltısın
ve bütün dünya seni unutmuş
sanki kim bilecek yaşadığını
gelmese dallarına birkaç fakir kuş

ne de dolmaz çilen varmış
ilk defa kırağı yaktı canını
aşkı sonra bulutların
rüzgârın cilvesi değil miydi
döken yapraklarını

durmuşsun kırların bir ucuna
ah senin halin köylü hali
yaşarsın kıraç toprakta
servi-simin misali

mehmet başaran

19 Mayıs 2018 Cumartesi

meçhul öğrenci anıtı

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.
Ece Ayhan

18 Mayıs 2018 Cuma

benden selam eylen şol nazlı yâre

                 

Benden selam eylen şol nazlı yare
Her beni gördükçe gülüp durmasın
Aldırdım aklımı oldum divane
Aklımı başımdan alıp durmasın

Kız seninle böyle miydi pazarım
Kara kaşlarında kaldı nazarım
Yol üstüne kazmasınlar mezarım
Yar gelip geçtikçe yanıp durmasın

Kız seninle bir bahçecik dikelim
Ayvasından turuncundan satalım
Gel sarılıp bir gececik yatalım
Âh-ü zâ
rım sende kalıp durmasın

Karacaoğlan der de Hakk'a baka dur
Yollar çamur belki çöker büke dur
Çekemem kahrını bağrım yufkadur
Arada habarın gelip durmasın

17 Mayıs 2018 Perşembe

gök öyle mavi


                                    
Gök öyle mavi, öyle durgun
Damlar üzerinde
Yeşil bir dal sallanadursun
Damlar üzerinde

Ürpertip gökyüzünü birden
Bir çan tin tin eder.
Bir kuştur şu ağaçta öten;
Türküsünü söyler.

İşte hayat! aç gözünü gör;
Bak ne kadar sade.
Her günkü sakin gürültüdür.
Şehirden gelmekte.

Ey sen ki durmadan ağlarsın,
Döversin dizini;
Gel söyle bakalım ne yaptın,
Nettin gençliğini?


Paul Verlaine



14 Mayıs 2018 Pazartesi

bu hüznün mesnevisi yazılmadı

"sen ey atını kaybeden oyuncu
bir ilkyazdan koca bir güz yontan adam
bırak oyunu

artık 
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
yeryüzünü kişnesin
bizim atlar"

9 Mayıs 2018 Çarşamba

"senin bıraktığın yerden allah-u ekber"



"akşamları şehre hep isa inerdi
toplanıp titrerdik saçlarımı yıkardık
ben koşup üç beygiri üst üste derdim
sen geçerdin sokaklar sara saçardı."

"biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan
ve yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da yok"

"Yağmur başladı sen dedim camlara koşdum"

"Bak ben sana ay aldım al ay aldım bak ben sana"

"Şems çeker çıkarır kitabı havuzdan; kuru
Ertan, alsana şu tüfeği duvardan benim ellerim ıslak."

"olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü."

"rabbim şimdi bir polisi tutuklar gibi
değişik bir hayvan tıkanıyor göğüslerimde
menşei cam çocukların haysiyetiyle
pasiflora anlamında tiren koşayım
koşayım filmlerin adı bu olsun
şehre laciverd bir ceket gibi yakışsın yağmur"

"inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum."

"ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum.
hakiki cinayetler işleniyor görüyorum.
isa görüyor, şeyhim görüyor, ben görüyorum.
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum."

"o gün okula gelmeyen kızlar lojmanlara dolsundur.
ve yine, o gün okula gelmeyen kızlar lojmanlara dolsundur."

"Biz aynı ...hırkayı giyecekdik Muhyiddin ağlayacakdı
Muhyiddin ağlayacakdı biz aynı hırkayı sırayla giyecekdik biz."

"Çünkü bak Süleyman bu sayfadan henüz geçmiş gibi gül lekesi"

Ah Muhsin Ünlü

6 Mayıs 2018 Pazar

BEKLENEN


...........................
Anladım kalırmış bazı yalanlar
Yaşatan beni de sırrın kalbi mi?
Öğle vakitlerini soran tebessüm
Canın sıkılınca bize gel e mi?

3 Mayıs 2018 Perşembe

MEMLEKET HİKÂYELERİ


.....................................

Sokağınız sıcak sessizliklerle doluyken yaz gecelerinde ve yol huzur dolu anlara bırakmışken kendini, küçük evleriniz bana ben onlara sokulurken, ağaçlar da güzelce salınırken iki yanda,sizin türkülerinizi dinledim hep.mahiyetini bilmesem de beni yakan hasretin bir tarafı aydınlanırdı o saatlerde.o zaman rüzgarlar ruhumu dinlendirir, özlemenin kendisi nasıl vururdu kalbimin kıyılarına, anlatamam! ben dışarıdaydım.ve o bahçeler, o evler, gerçekliğinden kurtulup kurduğum hayale dönüşürlerdi.bütün evler benim kurduğum bir hayaldi ve geçmişleri beni sarardı.ben yorulurdum.yine de bu davetsiz rüzgara bırakırdım kendimi ve oralarda kötü olan, mutsuzluk veren ne varsa hayaller kurdukça güzelleştirirdim.eksik hayatımın birazını size sunardım,yarım kalmış hayatlarınızdan hayatlar katardım kendime.benim size her bakışım yaşanmamış bir geçmişle doluydu ki anlatamam.fakir odaların yürek sızlatan temizliği sadeliği ne güzeldi! asıl hikaye benim o evlere bakışımdan taşan neyse oydu.

.....................................